Boşanma Davalarında Nafaka Nasıl Belirlenir?

boşanma davalarında nafaka nasıl belirlenir

Nafaka Nedir?

Boşanma davalarında “nafaka” kavramı, eşlerin veya çocukların maddi güvence altında olması ve boşanma sonrası dönemde ekonomik çöküntü yaşamaması amacıyla öngörülmüş hukuki bir mekanizmadır. Türk Medeni Kanunu’nda ve uygulamada farklı nafaka türleri bulunur; bunlar özetle yoksulluk nafakası, iştirak nafakası, tedbir nafakası ve yardımcı bazı düzenlemeler şeklinde karşımıza çıkar. Yoksulluk nafakası, boşanma sonrası yoksulluğa düşecek eş için öngörülmüş olup, boşanmaya kusuru ağır olmayan ya da eşine göre daha az kusurlu olan tarafa verilebilir. İştirak nafakası ise çocuğun bakım ve eğitim giderlerini karşılamak amacıyla çocuğa bakan tarafa ödenir. Tedbir nafakası, dava süresince ya da evlilik henüz sona ermeden alınabilen, geçici bir ekonomik tedbirdir. Boşanma davalarında nafaka miktarının nasıl belirleneceği ise oldukça kapsamlı, somut olaya özgü ve çeşitli yargısal kriterlerin değerlendirildiği bir süreçtir.

Hukuki dayanaklar, yasal düzenlemeler, nafaka türleri, nafaka talep ve hesaplama yöntemleri, nafaka artırma/azaltma davaları, kusur ilişkisi, çocuğun menfaati, yargısal süreç ve uygulama örnekleri gibi konuları ele alacağız. Ayrıca boşanma davalarındaki güncel içtihatlardan, avukatların rolünden ve nafaka ödeme biçimlerinden de bahsedeceğiz.

Nafakanın Tarihçesi ve Temel Mantığı

Tarihsel açıdan, nafaka ödemesi evlilik birliği sona erdiğinde muhtaç duruma düşecek eşe veya çocuğa koruma sağlamak amacıyla ortaya çıkmıştır. Geleneksel toplumlarda evlilik, kadının ekonomik yönden büyük ölçüde erkeğe bağımlı olduğu bir kurum şeklinde algılandığından, boşanma sonrası kadının hiçbir geliri olmadan ortada kalması adalet duygusunu zedeleyen bir tablo yaratır. Modern hukuk sistemleri, zamanla “cinsiyetten bağımsız” biçimde düzenlemeler yaparak, ekonomik olarak zayıf olan eş veya çocuğun, boşanma sonrası dönemde yoksulluğa itilmemesi için nafaka haklarını tanımıştır. Türk Medeni Kanunu’nda da benzer bir yaklaşım sergilenir; nafaka düzenlemeleri, boşanma sürecinde ya da sonrasında “zorda olan tarafın” belirli bir standartta yaşamını sürdürmesi için devreye girer.

Burada, boşanmada kusur-kusursuzluk meselesi, nafakanın hangi türde ve hangi miktarda belirleneceğini etkiler. Geleneksel yaklaşımlarda tamamen kusurlu olan eşin nafaka alamayacağı şeklinde bir prensip hâkimdir. Ancak günümüz uygulamasında, tam kusur, ağır kusur, az kusur gibi kavramlar devreye girip, hâkim nafaka konusunu “hakkaniyet ölçütleri” ve “tarafların ekonomik durumu” çerçevesinde değerlendirir. Çocuklar açısından ise kusur kavramı zaten yoktur; ebeveynler çocuğa karşı bakım yükümlülüğünü her koşulda paylaşmak zorundadır. Bu nedenle iştirak nafakası, çocuğun menfaatini temel alan, kusurdan bağımsız bir hukuki zorunluluktur.

Nafaka Türleri

Boşanma davalarında temel olarak üç çeşit nafakadan bahsedilir: tedbir nafakası, iştirak nafakası ve yoksulluk nafakası. Bunların yanında, bazı yazarların “yardım nafakası” olarak adlandırdığı ek bir konsept de Türk hukukunda yer almaktadır.

  • Tedbir Nafakası: Boşanma davası açıldığı andan itibaren, dava süresince veya dava öncesi anlaşmazlık ortaya çıktığında, eşlerin ve çocukların asgari geçimini sağlamak amacıyla öngörülmüş geçici bir nafaka türüdür. Dava açan eş, geçici velayet talebiyle birlikte tedbir nafakası talebinde de bulunabilir. Hakim, inceleme yaptıktan sonra, davalının aylık gelirini ve davacının ihtiyaçlarını dikkate alarak bir ara kararla belli bir tutar ödenmesine hükmeder. Tedbir nafakası, boşanma kararı kesinleşinceye kadar devam eder; sonrasında yerini yoksulluk nafakası veya iştirak nafakasına bırakır.
  • İştirak Nafakası: Boşanmayla birlikte çocukların velayeti kime verildiyse, diğer ebeveynin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılması amacıyla ödemesi gereken tutardır. İştirak nafakası, çocuğun gıda, giyim, barınma, sağlık, eğitim, sosyal faaliyet gibi tüm temel ihtiyaçlarını kapsar. Ebeveynin geliriyle orantılı belirlenir; çocuğun reşit olmasına kadar sürer (ancak eğitim devam ediyorsa 18 yaş sonrasında da talep edilebilir). Çocuğun masrafları ve ebeveynlerin mali durumu dikkate alınarak hesaplanır.
  • Yoksulluk Nafakası: Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin, kusuru ağır olmamak şartıyla talep edebildiği nafaka türüdür. Türk Medeni Kanunu m.175 çerçevesinde, boşanmada eşin karşı taraftan daha ağır kusurlu olmaması ve boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması gerekir. Hakim, tarafların yaşam standartlarını, gelir durumunu, evlilik süresini gözeterek miktarı takdir eder. Süre bakımından kural olarak sınırsızdır; evlenen, fiilen evlilik benzeri birlikte yaşayan veya mali durumu düzelen eşin nafakası kesilebilir.

Ek olarak, “yardım nafakası” kavramı da akraba hısımları arasında gündeme gelebilir; pratikte boşanma davalarında çok sık rastlanmaz. Asıl olarak bu üç nafaka türü boşanma davalarının temel konusunu oluşturur.

Nafakanın Belirlenmesinde Dikkate Alınan Faktörler

Hakim, boşanma davasında nafaka miktarını belirlerken her iki tarafın ekonomik durumunu, yaşam standartlarını, sosyal statülerini, mesleklerini, varsa çocukların masraflarını ve kusur durumlarını dikkate alır. Temel ilkeler şöyle özetlenebilir:

  • Tarafların Gelir Düzeyi: Maaş bordroları, vergi kayıtları, kira gelirleri, şirket ortaklıkları, bankalardaki varlıklar, araç veya gayrimenkul sahipliği göz önünde bulundurulur.
  • Yaşam Standardı: Evlilik süresince tarafların alıştığı yaşam seviyesi göz ardı edilmez. Lüks bir evde yaşayan, özel okullara giden çocuklar varsa, nafakanın buna uygun şekilde belirlenmesi beklenir.
  • Kusur Durumu: Yoksulluk nafakası talep eden eş ağır kusurluysa, nafaka hakkı ortadan kalkabilir. İştirak nafakası ise çocuğun hakkı olup kusurdan bağımsızdır.
  • Çocukların İhtiyaçları: Çocuğun yaşı, sağlık durumu, eğitim masrafları, engellilik veya özel yetenek programları gibi ek giderler, iştirak nafakası miktarını yükseltebilir.
  • Muhtaçlık: Nafaka alacaklısı eşin çalışabilecek durumda olması, mesleki becerileri, aileden aldığı destek gibi hususlar yoksulluk nafakasını etkileyebilir. Eşin muhtaçlığı ispatlanmalıdır.

Hakim, tüm bu unsurları değerlendirip “Bir yandan nafaka alacaklısını koruyan, öte yandan nafaka yükümlüsünü ezmeyecek” bir denge yakalamaya çalışır. Bazen bilirkişi incelemesi, bazen tanık anlatımları veya banka belgeleriyle gerçek gelir düzeyi araştırılır.

Tedbir Nafakası Süreci

Tedbir nafakası, boşanma davasının açılmasından itibaren veya ayrı yaşama halinde, yargılama sonuçlanana kadar geçici olarak bağlanan bir nafakadır. Bu sayede, dava süresince maddi güvencesi olmayan eş veya çocuklar mağdur olmaktan kurtulur. Tedbir nafakası talebi, dava dilekçesi veya karşı dilekçe ile yapılabilir. Hakim, duruşmaların başında veya ön inceleme aşamasında, talep eden tarafın ekonomik durumunu kabaca değerlendirmeye alır. Eğer davacı asgari ücretle çalışıyor, davalı yüksek gelirliyse, örneğin 5.000 TL aylık tedbir nafakası gibi bir karar verilebilir.

Tedbir nafakası, boşanma kararı kesinleşinceye kadar sürer; sonrasında yoksulluk veya iştirak nafakasına dönüşür. Ayrıca dava süreci uzadıkça ekonomik koşullar değişebilir, bu yüzden taraflar tedbir nafakasının artırılması veya azaltılması için mahkemeden yeni bir ara karar isteyebilirler. Tedbir nafakası, “geçici” olsa da bazen davanın 2-3 yıl sürdüğü göz önüne alındığında fiilen uzun süreli bir ödeme yükü haline gelebilir.

Yoksulluk Nafakası için Kusur Unsuru

Yoksulluk nafakasında, nafaka talep eden eşin “daha ağır kusurlu olmaması” gerekir. Eğer tamamen veya ağırlıklı kusur ondaysa, yoksulluk nafakası alamaz. Burada “kusur” boşanmaya yol açan olaylarda kimin sorumlu olduğunu belirler. Örneğin aldatan veya şiddet uygulayan eş ağır kusurlu sayılabilir. Ancak iki tarafın da az ya da eşit derecede kusurlu olduğu hallerde, ekonomi olarak zayıf olan ve yoksulluğa düşecek eş yoksulluk nafakası isteyebilir. Ayrıca “yoksulluğa düşecek” olması şarttır; yani boşanma sonrası ciddi anlamda gelirsiz veya düşük gelirle kalması gerekir.

Uygulamada, yoksulluk nafakası almayı hedefleyen eşin kusuru yok denecek kadar az, yahut diğer eşin kusuruna nazaran hafifse, nafaka hakkı doğabilir. Ancak ağır kusur sabitse –örneğin eşine karşı haysiyetsiz davranış, cana kast, zina gibi– bu durumda hakimin yoksulluk nafakasını reddetmesi beklenir. Yine de çocuğun nafakasını etkilemez, çünkü iştirak nafakası kusurdan bağımsızdır.

İştirak Nafakası ve Çocuk Hakları

Çocuk hakları bakımından nafaka düzeni, boşanma sürecinin en önemli başlıklarından biridir. Velayet hangi ebeveynde kalırsa kalsın, çocuğun masraflarına diğer ebeveyn de katılmak zorundadır. İştirak nafakası, çocuğun temel ihtiyaçlarını gidermeyi amaçlar. Eğitim, sağlık, barınma, gıda, giyim, sosyal etkinlikler gibi masraflar göz önüne alınır. Çocuk sayısı arttıkça toplam gider yükselir. Hakim, ebeveynlerin mali durumunu ve çocuğun yaşam standardını değerlendirerek uygun bir meblağ tayin eder.

Çocuğun engelli olması, özel eğitim veya tedavi görmesi halinde nafaka miktarı daha yüksek olabilir. Ayrıca çocuğun yaşı büyüdükçe masrafları artar, bu nedenle “artırma davası” sıklıkla görülür. Ebeveynlerden biri maaş, diğeri işsizse, kazançlı olan tarafa daha yüksek oranlar yüklenir. Yargıtay uygulaması da çocukların mağdur edilmemesi yönünde kararlarıyla bilinir. İştirak nafakası, çocuğun 18 yaşına kadar devam eder. Eğitim sürüyorsa, reşit olduktan sonra da belirli şartlarla devamı istenebilir; anne-babası ekonomik güce sahipse 22-23 yaşa kadar nafaka ödemeye mahkum edilebilir.

Nafaka Miktarının Arttırılması veya Azaltılması

Nafaka bir kez belirlenince “daimi” değildir; zaman içinde tarafların mali durumları veya ihtiyaçları değişebilir. Örneğin nafaka ödeyen taraf işsiz kalmış, ciddi sağlık sorunları yaşıyor veya iflas etmiş olabilir. Bu durumda “nafakanın azaltılması davası” açılabilir. Tersi durumda, nafaka alan kişi veya çocukların giderleri artmış, ebeveynin geliri yükselmiş olabilir. Bu kez “nafakanın artırılması davası” devreye girer. Mahkeme, önceki karardan sonra gerçekleşen değişiklikleri inceler ve yeni bir miktar belirleyebilir.

Özellikle iştirak nafakasında, enflasyon veya çocuğun gelişim safhaları gereği giderek masrafların artması sık görülür. Yoksulluk nafakası da artışa tabi olabilir veya tamamen kaldırılabilir. Nafaka yükümlüsünün kazancı arttıysa veya alıcının kazancı düştüyse artış kararı verilir. Bu dinamik sistem, tarafların yaşam koşullarına uyum sağlar, ancak aynı zamanda yeni davalarla uğraşma maliyeti demektir. Hakim, genelde “TÜFE oranında yıllık artış” gibi bir hüküm koyarak sık dava açılmasını kısmen engeller.

Kusur ve Nafaka İlişkisi

Kusur, özellikle yoksulluk nafakasında belirleyicidir. Ağır kusurlu eş yoksulluk nafakası alamaz. Kusurun tespiti, çekişmeli boşanmada deliller, tanıklar, mesajlar, fotoğraflar gibi unsurlarla yapılır. Mesela aldatma, fiziksel şiddet, çocuklara kötü muamele, kumar veya alkol bağımlılığı kusur sebepleri arasındadır. Hafif kusurlu veya az kusurlu eş, daha ağır kusurlu eşten yoksulluk nafakası talep edebilir. Eşit kusur halinde de ekonomik ihtiyaç koşulu varsa yoksulluk nafakası mümkündür. İştirak nafakasıysa çocuğun hakkı olup, ebeveynin kusurlu olması ödemesini engellemez. Bir ebeveyn ağır kusurlu dahi olsa çocuğunu geçindirmekle yükümlüdür.

Çocukların Nafaka Talebi Nasıl Gündeme Gelir?

Reşit olmayan çocuk, nafaka talebini doğrudan öne süremez; bunu velayet sahibi ebeveyn veya yasal temsilci yapar. Dava dilekçesinde, “1 çocuğumuz için aylık 3.000 TL iştirak nafakası talep ediyorum” denebilir. Hakim, ebeveynin gelir düzeyini inceler ve örneğin 2.000 TL uygun görür. Çocuk reşit olduğunda iştirak nafakası kesilir, ancak eğitim sürüyorsa devam edebilir veya farklı bir davayla “yardım nafakası”na dönüşebilir. Tarafların itirazları varsa mahkeme, çocuğun durumu hakkında rapor alabilir, okul masraflarını netleştirebilir. Nafaka ödeyemeyeceğini iddia eden ebeveyn, gelirinin yetersiz olduğunu ispatlamak zorundadır.

Nafaka Ödenmezse Ne Olur? İcra ve Cezai Yaptırımlar

Nafaka ödenmediğinde, alacaklı taraf icra takibi başlatabilir. Maaş veya malvarlığı haczi uygulanabilir. Nafaka alacağı, diğer alacak türlerine kıyasla öncelikli kabul edilebilir. Ayrıca İcra ve İflas Kanunu gereğince “nafaka ödememek” fiili tazyik hapsine de yol açabilir. Yani nafaka borcunu kasten ödemeyen eş, bir süre hapis yatabilir. Borç ödendiğinde veya taraflar anlaştığında hapis kararı düşer. Nafaka borçlusu bu konuda ciddi bir risk altındadır. Borcunu her ay düzenli ödemekle yükümlüdür, aksi takdirde her ay yeni bir suç oluştuğu kabul edilebilir. Bu nedenle nafaka ödemeleri genelde düzenli yapılır, zira yaptırımlar ağırdır.

Anlaşmalı Boşanmada Nafaka Miktarının Belirlenmesi

Anlaşmalı boşanmada taraflar, aralarında anlaşarak nafaka miktarını protokole yazarlar. Örneğin “Davacı eşe aylık 2.500 TL yoksulluk nafakası, çocuğa 2.000 TL iştirak nafakası ödenecektir, her yıl TÜFE oranında artacaktır” şeklinde. Hâkim protokolü inceler, bariz adaletsizlik veya çocuğun menfaatiyle çelişen bir durum yoksa onaylar. Böylece nafaka kısa sürede hüküm altına alınır. Anlaşmalı boşanmada çekişme yaşanmadığından, davanın tek celsede bitmesiyle taraflar bu nafakayı uygulamaya başlar. Zamanla değişiklik gerekirse “nafakanın artırılması/azaltılması” davası açılabilir. Protokolün akıllıca ve ayrıntılı düzenlenmesi, ileride yaşanacak uyuşmazlıkları önler.

Çekişmeli Boşanmada Mahkeme Nasıl Hesaplama Yapar?

Çekişmeli boşanmada, nafakanın miktarı konusunda eşler uzlaşamadığı için hakim kanıtları değerlendirip kendisi bir karar verir. Bu kapsamda:

  • Tarafların meslekleri ve aylık ortalama kazançları (SGK, vergi kayıtları, tanık beyanları vb.)
  • Yaşam standartları (kira mı oturuyorlar, lüks semtte mi, arabaları var mı, kredi borçları ne kadar)
  • Çocukların sayısı, özel ihtiyaçları, sağlık giderleri
  • Tarafların kusur durumu (yoksulluk nafakasında özellikle)

Mahkeme, tüm bu veriler ışığında “hakkaniyete uygun” bir tutar takdir eder. Taraflar bu kararı istinaf veya temyiz edebilir; yüksek mahkeme gerekçeli inceleme sonunda miktarda düzeltmeye gidebilir. Böyle çekişmeli süreçlerde mali araştırma derinlemesine yapılır, çünkü taraflardan biri genelde diğerinin geliriyle ilgili gerçek dışı beyan verdiğini iddia eder. Mahkeme bilirkişi atayabilir, tarafların lüks harcamalarını gösteren kredi kartı ekstresi, araba kayıtları gibi verileri inceleyebilir. Sonuçta nafakanın ödenebilir bir miktar olması, ancak alacaklının temel gereksinimlerini de karşılaması esas alınır.

Nafaka Artış Oranı

Hem anlaşmalı hem de çekişmeli boşanmalarda “nafaka artış oranı” belirlenebilir. Genellikle hakimler, her yıl TEFE/TÜFE veya enflasyon oranında otomatik artış hükmeder. Bu sayede, nafaka alıcısı enflasyon karşısında eriyen parayı koruyabilir. Anlaşmalı protokolde de “Her yıl Ocak ayında %20 artış” veya “Her yıl TÜFE oranında artış” gibi maddeler yazılabilir. Böyle bir madde yoksa, nafaka alıcısı enflasyon nedeniyle değer kaybı yaşadığında artırma davası açmak zorunda kalabilir. Dolayısıyla pratikte artış maddesi koymak yaygındır. Nafaka yükümlüsü ise bu oranı kabul etmeyebileceğinden anlaşmaya varmak önemlidir. Yargıtay, makul bir endekse bağlanan artışları genelde onaylar.

Nafakada Avukat Desteği Neden Önemli?

Nafaka konusunun boşanma davasının en çekişmeli boyutlarından biri olduğu dikkate alındığında, avukatlık desteği kritik hale gelir. Avukat, müvekkilinin mali gücünü veya karşı tarafın mali gerçekliğini doğru analiz edip mahkemeye sunar; eksik veya hatalı beyanların önüne geçer. Dilekçelerin usulüne uygun hazırlanması, delil listelerinin sunulması, tanıkların ayarlanması, bilirkişi veya SGK araştırma talepleri gibi hususlar avukatın uzmanlık alanına girer. Özellikle çekişmeli boşanma davalarında usul yanlışları sebebiyle “eksik inceleme” veya “geç kalma” gibi durumlar yaşanabilir. Bu da sonuçta talep edilen nafakanın reddine veya çok düşük miktarda kalmasına yol açabilir.

Anlaşmalı boşanmada da avukat, protokoldeki maddelerin kanuna ve ahlaka uygun şekilde düzenlenmesini sağlar. Nafaka miktarı, ödeme günü, artış oranı, ödememe durumundaki yaptırımlar vb. konular net biçimde yazılmalıdır. Avukat, ayrıca tarafların nafakaya dair haklarını zayıflatacak maddelerin konulmasına engel olur. Son olarak, boşanma kararından sonra icra aşamasında da avukat, nafaka tahsilini hızlandırır. Nafaka borcunu ödemeyen tarafa icra ve hapis tehdidi uygulanırken yasal prosedür eksiksiz takip edilir. Kısacası avukat, hem hak kaybını engeller hem de müvekkilinin “ölçülü” bir yükümlülük veya hak kazanmasını sağlar.

Nafaka Konusu Sona Erdiğinde Ne Yapılır?

Nafaka ödemeleri, boşanma kararının kesinleşmesiyle yoksulluk veya iştirak nafakası şeklinde başlar; ancak zaman içinde çeşitli sebeplerle sona erebilir ya da değişebilir. Örnekler:

  • Çocuğun reşit olması – iştirak nafakası biter (eğitim devam etmiyorsa).
  • Eşin yeniden evlenmesi – yoksulluk nafakası sona erer.
  • Alıcının mali durumunun düzelmesi – nafaka azaltılabilir veya kaldırılabilir.
  • Nafaka yükümlüsünün gelirinin düşmesi – indirme davası açılabilir.
  • Tarafların anlaşması – bir protokolle nafaka feshi ya da miktar değişikliği yapılabilir.

Mahkeme, bu durumlarda ek bir karar vererek nafakayı sonlandırır veya revize eder. Borçlunun kendiliğinden kesmesi doğru değildir; yasal bir dayanak olmadan nafaka ödemeyi kesmek icraya ve hapse yol açabilir. Bu nedenle her aşamada mahkeme kararı gerekir. Taraflar aralarında anlaşsalar dahi “resmi” bir taahhüt veya protokol düzenlenmelidir ki ileride sorun çıkmasın.

Boşanma Davalarında Nafaka Kapsamlı Bir Düzenlemedir

Nafaka, boşanma davalarının önemli bir parçası olup, hem eşlerin birbirine hem de çocukların ebeveynlerine karşı olan finansal hak ve yükümlülüklerini düzenler. Tedbir nafakası, dava sürecinde geçici bir koruma sağlar. Yoksulluk nafakası, boşanma sonrası yoksulluğa düşecek ancak ağır kusurlu olmayan eşin hakkıdır. İştirak nafakası ise çocuğun menfaatleri doğrultusunda düzenlenir ve ebeveynlerin gelir durumuna göre belirlenir. Tüm bu nafaka türleri, hakimin takdirinde olsa da tarafların getirdiği deliller, ekonomik veriler, kusur değerlendirmesi ve çocukların ihtiyaçları dikkate alınarak hesaplanır.

Anlaşmalı boşanma halinde, taraflar aralarında anlaşıp protokolde nafakayı serbestçe belirleyebilir; çekişmeli boşanmada ise mahkeme uzun bir yargılamanın sonunda nafaka miktarını takdir eder. Zamanla ekonomik koşullar veya kişisel durumlar değiştiğinde, nafaka artış veya azalış davaları açılabilir. Ayrıca nafaka ödenmediği takdirde icra ve hapis cezaları gibi ciddi yaptırımlar söz konusudur.

Nafaka belirlenirken, kusurun ağırlığı, kişilerin işgücü potansiyeli, yaşam standartları, çocuğun sayısı ve özel ihtiyaçları gibi pek çok kriter göz önünde bulundurulur. Bu nedenle, boşanma sırasında avukat yardımı almak, hem taleplerin doğru şekilde formüle edilmesi hem de karşı tarafın beyanlarının gerçekliğini araştırma açısından elzemdir. Yargılama aşamasında yapılan hatalar, yanlış veya eksik delil sunma, usuli sürelerin kaçırılması gibi durumlar, nafaka hakkının yitirilmesi veya aşırı yüksek rakamlara mahkûm edilme riskini doğurabilir. Uzman avukatlar, dava stratejisi ve müzakere tecrübesiyle bu süreçte ciddi kolaylık sağlar.

Boşanma davalarında nafaka meselesi, ailenin ekonomik dengesini ve çocukların geleceğini doğrudan etkileyen, kapsamlı ve hassas bir konudur. Kişisel ve ekonomik koşullara en uygun çözümü sağlamak için hukuki mevzuatın yanı sıra yargı içtihatlarını da iyi bilmek gerekir. Hem anlaşmalı hem çekişmeli boşanma süreçlerinde “adil, hakkaniyetli ve sürdürülebilir” bir nafaka düzenlemesi, tarafların boşanma sonrası dönemde yeni yaşamlarına daha huzurlu ve güvenli şekilde başlamalarına yardımcı olmaktadır.